STÖ/İnisiyatif 5
Sivil Toplum Görüşmeleri- STÖ’nün çalıştığı bölge
- Etnik Azınlık
- Çalışma alanı
- Hatay/Antakya
- Derneğin Romanlara dair yürüttüğü çalışmaya dair aktarımları:
Depremden önce çocuklarla ilgili doğrudan çalışmalar yapmamıştık; daha çok Dom gençleri üzerinde yoğunlaşmıştık. Ancak çocuk yaşta evlilikler konusunda bir geçmişimiz bulunuyor. Bu alanda, özellikle Dom mahallelerinde çocuk yaşta evliliklerin önlenmesine yönelik kampanyalar yürüttük.
Kampanya kapsamında, bilinçlendirme amacıyla afiş çalışmaları gerçekleştirdik. Bu afişler, çocuk yaşta evliliklerin olumsuz etkilerini vurgulamak ve toplumu bu konuda duyarlı hale getirmek için tasarlandı. Çocukların geleceği ve eğitim hakkı üzerine odaklanan mesajlarla, toplumsal farkındalığı artırmayı hedefledik. Bu tür projelerin, topluluk içerisinde kalıcı değişim yaratmak için önemli bir adım olduğunu düşünüyoruz.
Depremin ardından bu konudaki çalışmalarımızı yeniden değerlendirmek ve daha fazla çocukla ilgili projelere yönelmek gerektiğine inanıyoruz. Zira, deprem sonrası ortaya çıkan sosyo-ekonomik zorluklar, çocukların eğitim ve hakları açısından daha fazla dikkat gerektiriyor.
- Romanları yaşam şartlarına dair aktarımları:
Deprem öncesinde, çocukların eğitimine ve gençlerin istihdamına yönelik önemli adımlar atılmaya başlanmıştı. Ancak, deprem sonrası yaşananlar, mahallemizi ve kültürel hafızamızı kaybetmemize neden oldu. Artık yeni inşa edilen binalar ve alanlar içinde, bizler nasıl adapte olacağız sorusu ciddi bir sorun alanı haline geldi. Bu süreçte, Domların çoğunun tapuya dair önemli sorunları bulunuyor. Tapu problemleri, toplumsal statümüzü ve güvenliğimizi tehdit ederken, bu durum eğitim, istihdam ve barınma konularında da büyük zorluklarla karşı karşıya kalmamıza neden oluyor.
Kültürel değerlerimizin korunması, bu süreçte yaşadığımız en büyük kayıplardan biri. Özellikle geleneksel yaşam biçimlerimizin ve kültürel mirasımızın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, kendimizi yeniden inşa etme çabaları içindeyiz. Deprem, sadece fiziksel yapılarımızı değil, aynı zamanda kimliğimizi ve aidiyet duygumuzu da zedeledi. Bu kayıplarla başa çıkabilmek için toplumsal dayanışmayı güçlendirmeli ve kültürel mirasımızı koruma konusunda daha fazla çaba göstermeliyiz.
Ayrıca, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının destekleriyle, eğitim ve istihdam alanında sağlanacak olanakların artırılması, bu zorlukları aşmamıza yardımcı olabilir. İhtiyaçlarımızı ve taleplerimizi dile getirerek, geleceğimizi yeniden şekillendirme yolunda kararlılıkla ilerlemeliyiz. Unutulmamalıdır ki, kültürel değerlerimizi korumak ve bu zorlukların üstesinden gelmek, sadece bizim değil, gelecek nesillerin de hakkıdır.
- Depremin Romanların yaşamına dair aktarımları:
Deprem, Roman çocuklar üzerinde derin yaralar açmış ve ayrımcılığı artırmıştır. Aşiret kökenli olmanın getirdiği önyargılar, eğitim süreçlerini olumsuz etkilerken, deprem öncesinde eğitim isteği duyan çocuklar, yaşadıkları travmalar sonrası okula gitme motivasyonunu kaybetmiştir.
Dom çocuklar, özgüven eksikliği ve madde bağımlılığı ile karşı karşıya kalmakta, bu durum eğitimdeki motivasyonlarını hızla kırmaktadır. Geleceğe dair büyük bir ümitsizlik hissi yaşamaktadırlar ve kolay para kazanma arayışına girerek yanlış işlere bulaşmaktadırlar. Eğitim sisteminin ihtiyaçlarını karşılamaması, alternatif yollar aramaya itmekte ve kötü alışkanlıklara sürüklemektedir.
Bu zorluklarla başa çıkabilmeleri için eğitim sisteminin kapsayıcı hale getirilmesi, psikolojik destek mekanizmalarının oluşturulması ve sosyal hizmetlerin artırılması gerekmektedir. Toplumun bu çocuklara destek olması, onların geleceğini yeniden inşa etmelerine yardımcı olabilir ve toplumsal dayanışmanın gücünü gösterebilir.
- Roman çocukların öne çıkan sorunlarının neler olduğuna dair aktarımları:
Deprem, çocukların yaşamlarını derinden etkiledi ve eğitimle olan bağlarını tamamen kopardı. Roman çocuklar, önceden var olan eğitim isteklerini ve hayallerini kaybetmiş durumda. Ekonomik yıkım, ailelerin geçim standartlarını düşürdü ve bu da çocukların eğitimden uzaklaşmasına neden oldu.
Erken evlilik, madde bağımlılığı ve aile içindeki şiddet gibi sorunlar artış gösterdi. Çocuklar, ailelerinin geçiminde yük haline gelerek, kardeşlerine bakmak zorunda kalıyorlar. Bunun sonucunda, eğitimlerini sürdürebilmek için gereken düzenli bir yaşam ortamı bulamıyorlar.
Ayrıca, kamu kurumlarının deprem öncesinde Roman çocuklara yönelik hiçbir çalışma yapmaması, bu durumu daha da zorlaştırdı. Ancak, bazı sosyal hizmetlerin sağlanması için yapılan itirazlar ve çabalar, bu çocuklar için umut ışığı olmaya devam ediyor. Çocukların psikolojik destek ve eğitim gibi temel ihtiyaçları acil olarak karşılanmalıdır; bu, toplumun geleceği için hayati önem taşımaktadır.
- Roman ailerin öne çıkan ihtiyaçlarına dair aktarımları:
Depremle beraber, ekonomik olarak birikim sahibi olmayan Domlar, bu doğal afete son derece hazırlıksız yakalandı. Geçimlerini genellikle gündelik işlerden sağlayan bu topluluk, deprem sonrası ciddi bir ekonomik yıkım yaşadı. Çoğu aile, işlerini kaybetme ya da gelirlerinin azalması nedeniyle geçimlerini sağlamakta zorlanır hale geldi. Bu durum, işsizlik oranlarının artmasına ve ailelerin finansal durumlarının daha da kötüleşmesine neden oldu. Geçim kaynağı bulamayan Dom aileleri, gıda, barınma ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyorlar.
Ailelerin ekonomik durumları, elbette ki çocukların eğitimine de yansıdı. Deprem öncesinde, ailelerin üzerinde başka birçok sorumluluk vardı; bu da onların eğitim desteği verme konusundaki imkanlarını kısıtlı tutuyordu. Ancak, yine de okumak isteyen çocuklara karşı bir engel tutumu gözlemlenmedi. Çoğu aile, çocuklarının eğitimine önem vermekteydi ve onları okula göndermek için çaba sarf ediyorlardı. Bu tutum, toplumsal bilinç ve eğitim hakkı açısından oldukça önemliydi.
Ancak şu anda benzer bir durumun sürdüğünü söylemek zor. Ekonomik kriz ve ailelerin yaşadığı sıkıntılar, çocukların eğitimine olan ilgiyi ve motivasyonu olumsuz yönde etkiliyor. Aileler, çocuklarının eğitimine destek olmak isterken, kendi maddi zorlukları nedeniyle bu isteği gerçekleştiremez hale geldiler. Çocuklar, okula gitmektense ailelerine yardımcı olmayı tercih etmeye başladılar; bu da eğitim süreçlerinden uzaklaşmalarına yol açıyor.
Bu noktada, hem devletin hem de sivil toplum kuruluşlarının, bu durumu göz önünde bulundurarak, Dom çocuklarının eğitim haklarını korumak adına daha fazla çaba göstermesi gerekiyor. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, bu çocukların gelecekteki yaşam standartlarını yükseltecek ve topluma katkı sağlamalarını kolaylaştıracaktır. Ayrıca, ailelerin desteklenmesi, bu sürecin bir parçası olarak, eğitime daha fazla yönlendirilmesi için önemlidir. Unutulmamalıdır ki, her çocuk eğitim hakkına sahiptir ve bu hak, her koşulda korunmalıdır.
- Romanların ve özellikle Roman çocukların ayrımcılık deneyimine dair aktarımları:
Dom çocuklar zaman zaman akranlarıyla kavga edebiliyor; bu tür çatışmalar, toplumda daha geniş sorunların bir yansıması olarak görülebilir. Özellikle, Dom olmayan ailelerin çocukları, bu kavgaları Dom çocuklarının kimlikleri üzerinden yorumlayarak "Aşiret çocuğu" veya "Gurbet çocuğu" gibi ifadelerle alay ediyorlar. Bu tür ayrımcı söylemler, çocukların kendilerini kötü hissetmelerine ve özgüvenlerinin zedelenmesine neden oluyor. Şikayet edebileceğimiz resmi mekanizmaların varlığı, ne yazık ki etkili bir sonuç doğurmuyor. Okullardaki yöneticilere veya öğretmenlere başvurduğumuzda, bu durumları engelleyici bir işleve sahip olduklarını söylemek oldukça zor. Çoğu zaman, bu tür sorunlar kayıtsız kalıyor veya geçiştiriliyor.
Konteyner kentlerde, farklı sosyo-ekonomik grupların bir arada yaşadığı bir ortam oluşmuş durumda. Ancak, bu ortamda Domlara karşı ayrımcı bakış açıları ve tutumlar hâlâ mevcut. İlk başlarda, bu ayrımcılığın daha yaygın olduğunu gözlemledik; ancak zamanla, bazı toplulukların bu tutumları sorgulamaya başlamasıyla birlikte bu yaklaşım biraz daha azalmış gibi görünüyor. Yine de, Dom çocukları ve aileleri, günlük yaşamlarında hala ayrımcılık ve önyargı ile karşı karşıya kalıyorlar.
Bu tür ayrımcı tutumlarla mücadele etmek için daha fazla farkındalık yaratmak gerekiyor. Toplumun farklı kesimlerine, eğitim ve sosyal programlar aracılığıyla, çeşitliliğin zenginliği ve hoşgörünün önemi hakkında bilgi verilmesi önemli bir adım olacaktır. Ayrıca, bu tür sorunların çözümü için çocuklara yönelik empati geliştirme programları oluşturmak, sosyal dayanışmayı artırabilir ve önyargıların azaltılmasına katkıda bulunabilir. Her bireyin eşit haklara sahip olduğu bilinciyle hareket etmek, ayrımcılığın önüne geçmek ve birlikte yaşama kültürünü güçlendirmek adına kritik bir rol oynayacaktır.
- Çocuk işçiliğine dair aktarımları
13-14 yaşından sonra çocuk işçiliği sorunu, maalesef ki karşımıza çıkıyor; ancak bunun herkes için geçerli olduğunu söylemek yanıltıcı olur. Özellikle Dom çocuklar, ekonomik koşullar nedeniyle çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu çocuklar, genellikle hurda ve demir işleri gibi ağır işlerde görev alıyorlar. Yıkılan binalardan molozları temizlemek, inşaat atıklarından kullanılabilir demir parçalarını toplamak gibi fiziksel olarak zorlu görevleri üstleniyorlar.
Bu çocuklar, günlük harçlıklarını ve ailelerinin temel gıda ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, her gün tehlikeli ve sağlıksız ortamlarda çalışmak zorunda kalıyor. Her ne kadar bazı aileler, çocuklarını bu tür işlerde çalışmaktan alıkoymaya çalışsa da, geçim sıkıntısı ve yoksulluk, çoğu zaman ailelerin bu isteğini engelliyor.
Çocuklar, iş bulabilmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkıyor ve akşam geç saatlere kadar çalışıyorlar. Bu durum, onların eğitim hayatlarını da olumsuz etkiliyor; çünkü okula devam etme fırsatları neredeyse yok denecek kadar az. Bunun sonucunda, çocuklar hem fiziksel hem de psikolojik olarak zorlanıyor. Çoğu zaman, ağır çalışma koşulları nedeniyle sağlık sorunları yaşayabiliyorlar, bu da onların gelişimini olumsuz etkiliyor.
Ayrıca, bu çocukların sosyal ve duygusal gelişimleri de ihmal ediliyor. Diğer çocuklarla oynama, sosyal etkileşim kurma fırsatları kısıtlanıyor, bu durum onların öz güvenini ve geleceğe dair umutlarını zedeliyor. Madde bağımlılığı, suça yönelme gibi ciddi sosyal sorunlar ile karşı karşıya kalmaları, çalıştıkları ortamların tehlikeleri ve sosyo-ekonomik baskılar nedeniyle daha da artıyor.
Bu koşullar altında, çocuk işçiliği sorununun çözümü için hem toplumda hem de devlet nezdinde daha fazla farkındalık ve çözüm odaklı yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir. Çocukların eğitim imkanlarının artırılması, ailelerin maddi destek alabilmesi için sosyal yardımların güçlendirilmesi ve çocuk işçiliğiyle mücadele için kapsamlı politikaların hayata geçirilmesi, bu sorunun üstesinden gelinmesi açısından kritik öneme sahiptir.
- Çocuk yaşta evliliklere dair gözlemleri:
Depremlerle birlikte, ailelerin geçim sıkıntısı ve sosyal yapısındaki değişimler, özellikle kız çocuklarının ev içindeki iş yükünü artırdı. Bu durum, birçok ailede kız çocuklarının evlenmesini bir kurtuluş olarak görme tutumunun da yaygınlaşmasına neden oldu. Kız çocuklarının ev işleriyle daha fazla sorumluluk alması, onları evlilik fikrine yönlendiriyor; böylece aileler, genç yaşta evlenmenin, çocuklarının üzerindeki yükü azaltacağı düşüncesine kapılıyorlar.
Deprem sonrası yaşanan zorluklar, çocuk yaşta evlilikler konusunda artan bir eğilimi pekiştiriyor. Geçim sıkıntısı ve aile içindeki sorumluluklar, kız çocuklarının eğitimine ve gelişimine daha az önem verilmesine yol açıyor. Duyumlarımıza göre, bu konuda en düşük evlilik yaşı yaklaşık 16 civarına düşmüş durumda. Bu durum, çocuk yaşta evliliklerin artmasına ve daha fazla çocuğun eğitim fırsatlarından mahrum kalmasına neden oluyor.
Ayrıca, bu tür evlilikler, kız çocuklarının fiziksel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkiliyor. Genç yaşta evlenen kızlar, çoğu zaman eğitimlerini yarıda bırakıyor ve sosyal hayattan izole oluyorlar. Bu süreç, onların bağımsızlıklarını kaybetmelerine ve toplumsal rollerini daha da sınırlamalarına neden oluyor. Evlilik, sadece ekonomik bir çözüm değil; aynı zamanda kız çocuklarının gelecekteki yaşamlarına dair umutlarını ve hayallerini de etkileyen karmaşık bir süreç.
Sonuç olarak, depremin yarattığı olumsuzluklar, kız çocuklarının hayatında kalıcı izler bırakmakta ve onların eğitim, sağlık ve sosyal hakları üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, toplum olarak, bu soruna karşı daha etkin mücadele yöntemleri geliştirmek, kız çocuklarının eğitim hakkını savunmak ve evlilik yaşını yükseltmek için çalışmalara hız vermek son derece önemlidir.
- Özellikle Roman kız çocuklarını eğitim hakkına erişimine dair gözlemleri:
Dom kızları, geçmişe kıyasla daha şanslı bir konumda; çünkü son nesillerde ailelerin bakış açısındaki değişim, eğitim ve sosyal imkanlara erişim açısından olumlu gelişmeler sağladı. Ancak, çocuk yaşta evliliklere yönelme sorunu hala devam ediyor. Ailelerin ekonomik durumları ve sosyal baskılar, bu eğilimin sürmesine neden oluyor.
Deprem sonrası, yaşam alanları 21 metrekare gibi dar bir alana sıkıştığı için, kız çocukları ev işlerine daha fazla yardım etmek zorunda kalıyor. Ailelerin geçim sıkıntısı, kız çocuklarının üzerindeki sorumluluğu artırıyor ve bu durum, onların eğitim hayatına ve geleceğe dair umutlarına gölge düşürüyor. Kızlar, evdeki iş yükünün artmasıyla birlikte, eğitimlerine devam etmekte zorlanıyorlar; bu da evlilik fikrinin bir çözüm olarak düşünülmesine yol açıyor.
Dar yaşam alanları, kız çocuklarının kişisel alanlarını da kısıtlayarak, onlara sosyal ve psikolojik baskılar oluşturuyor. Bu durum, kızların evlilik düşüncelerini pekiştirirken, aynı zamanda kendi hayallerini gerçekleştirme yolundaki engelleri de artırıyor. Eğitim imkanlarının azalması, kız çocuklarının kendi potansiyellerini keşfetmelerine engel oluyor.
Sonuç olarak, geçmişe göre belirli bir ilerleme kaydedilmiş olsa da, Dom kızlarının hala birçok zorlukla karşı karşıya olduğunu söylemek mümkün. Kız çocuklarının ev işlerine katkıda bulunmaları, onların eğitim hayatından ve bireysel gelişimlerinden feragat etmelerine neden olurken, bu da uzun vadede toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor. Eğitim ve sosyal destek programlarının artırılması, bu zorlukların üstesinden gelinmesine yardımcı olabilir ve kız çocuklarının haklarına sahip çıkmalarını sağlamak açısından kritik öneme sahiptir.
- Kesişimsel kimliklere dair aktarımı
Saraykent otogarının bulunduğu bölgede, ortalama 15 çadırlık bir Dom grubu yaşıyor. Bu grup, kendi imkanlarıyla temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor; ancak duş alacak bir alanları bile yok. Bu durum, hijyen koşullarını ciddi şekilde olumsuz etkiliyor. Çocuklar, okula gidemediği gibi, sık sık başka şehirlere tarım işçisi olarak gidip gelmek zorunda kalıyorlar. Eğitim hayatları neredeyse tamamen düzen dışı kalmış durumda; bu da onların gelecekteki potansiyellerini büyük ölçüde etkiliyor.
Antakya’da, madde bağımlılığı sorunu yaşayan bazı gençler, konteyner kentlerin dışında çadır benzeri yapılarda yaşamaya devam ediyor. Ancak, aileleri bu gençleri kabul etmekte isteksiz davranıyor ve bu durum, sosyal uyumsuzlukları artırıyor. Engelli Dom çocuklar, daha fazla engelle karşı karşıya kalıyorlar; aileler bazı durumlarda engelli çocukları geçim desteği için bir araç olarak görüyorlar. Bu durum, engelli bireylerin toplumsal kabul görmesini ve entegrasyonunu zorlaştırıyor.
Sonuç olarak, Saraykent bölgesindeki Dom topluluğu, hem fiziksel hem de sosyal olarak zorlu koşullar altında yaşıyor. Eğitim, sağlık hizmetleri ve sosyal destek gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması, topluluğun uzun vadeli gelişimini olumsuz etkiliyor. Bu durumun çözülmesi için acil ve sürdürülebilir destek programlarının hayata geçirilmesi gerekiyor.
- Anadilinde eğitim ve anadil eğitimine dair aktarımı
Domari dili, nesiller geçtikçe kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor; yeni nesiller bu dili tam olarak bilmiyor. Bu durum, kültürümüzün ve dilimizin kaybolmasına yol açacak ciddi bir tehdit oluşturuyor. Kültürel kimliğimizin korunması için, okullarda seçmeli ders olarak bile olsa Domari derslerinin verilmesi son derece önemli. Böyle bir program, çocuklarımıza kendi dillerini öğrenme fırsatı sunarak, kültürel mirasımızı yaşatmak açısından büyük bir adım olacaktır.
Eğer içimizden eğitimci olan bireyler bu dersleri verebilse, çocuklar için çok anlamlı bir deneyim olacağına inanıyorum. Bu sayede çocuklar, kendi kültürel kökleriyle bağlantı kurarak okula daha çok ait hissedebilirler. Kendi dillerini öğrenmek, onların özgüvenini de güçlendirir. Aynı zamanda, Domari dilinin öğretilmesi, çocukların kimliklerini benimsemelerine ve kültürel değerlerini tanımalarına katkıda bulunur.
Okullarda bu tür bir programın hayata geçirilmesi, sadece Domari dilini değil, aynı zamanda topluluğun genel refahını da artıracaktır. Kendi kimliğini tanıyan, kültürel geçmişine sahip çıkan genç bireyler, gelecekte topluma daha güçlü katkılarda bulunacaklardır. Eğitim sistemimizdeki bu eksikliğin giderilmesi, sadece bir dil dersi değil, aynı zamanda bir kültürel yenilenme süreci olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, Domari dilinin ve kültürünün yeniden canlanması için toplum olarak harekete geçmemiz gerekiyor."