STÖ/İnisiyatif 6
Sivil Toplum Görüşmeleri- STÖ’nün çalıştığı bölge
- Etnik Azınlık
- Çalışma alanı
- Hatay/Kırkhan
- Derneğin Romanlara dair yürüttüğü çalışmaya dair aktarımları:
Depremden önce, Dom çocuklar ve gençler için çeşitli kültürel ve sanat çalışmalarına önemli bir ağırlık veriyorduk. Bu kapsamda, saz, gitar gibi müzik aletlerinin öğretilmesi için kurslar düzenliyorduk. Müzik eğitimi, sadece sanatsal bir yetenek kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda çocukların özgüvenlerini artırmalarına, sosyal becerilerini geliştirmelerine ve toplumsal bağlarını güçlendirmelerine yardımcı oluyordu.
Kurslar, kaymakamlık desteği ile hayata geçiriliyordu ve bu destek, programın sürdürülebilirliğini sağlıyordu. Öğrenciler, eğlenceli bir ortamda müzik öğrenirken, kültürel miraslarını da yaşatmanın yollarını keşfediyorlardı. Saz ve gitar çalma becerilerini geliştiren çocuklar, hem bireysel hem de grup performansları ile topluluk içinde kendilerini ifade etme fırsatı buluyordu. Ayrıca, bu tür etkinlikler, toplumun farklı kesimlerinden insanların bir araya gelmesine ve kültürel etkileşimin artmasına olanak tanıyordu.
Ancak deprem sonrasında bu tür faaliyetler büyük ölçüde sekteye uğradı. Bu durum, hem çocukların psikolojik iyilik halleri üzerinde olumsuz etki yarattı hem de kültürel mirasın korunmasını tehdit eden bir faktör haline geldi. Yeniden müzik eğitimine odaklanmak, çocukların yaşamlarına biraz neşe katmanın yanı sıra, onları topluma yeniden entegre etmenin de önemli bir yolu olacaktır.
- Romanları yaşam şartlarına dair aktarımları:
Depremden önce Romanlara yönelik var olan önyargılar ve ayrımcı tutumlar, depremle birlikte daha da derinleşti. Önceden, en azından bir yaşam standardı bulunabiliyorken, depremle bu durum tamamen ortadan kalktı. Deprem sonrası aile içindeki şiddet, erken evlilik, boşanma ve madde bağımlılığı gibi sorunlar kayda değer şekilde artış gösterdi. Bazı kız çocukları ailelerinden kaçtı, ardından aileye geri dönüşleri ise yeni sorunları beraberinde getirdi.
Ailelerin geçim standartlarının düşmesi, mevsimlik göçlere sebep oldu. Bu sürekli göç durumu, düzenli eğitim almanın önünde en büyük engel haline geldi; pek çok çocuk, kardeşlerine bakmak zorunda kaldı. Sonuç olarak, depremle beraber çocukların eğitimle bağı tamamen kopmuş durumda.
Kamu kurumlarının, deprem öncesinde Romanlara yönelik herhangi bir çalışması yoktu ve deprem sonrası da bu durum değişmedi. Ancak, kendi çabalarımızla ve toplumsal baskı ile bazı çalışmaların yapılmasını sağladık. Bu bağlamda, daha fazla desteğe ihtiyaç duyulduğu açıktır. Eğitim ve sosyal hizmetlerin artırılması, bu toplumun yeniden ayağa kalkması için hayati önem taşımaktadır.
- Depremin Romanların yaşamına dair aktarımları:
Kırkhan'daki Abdal çocuklar, deprem sonrası yaşanan zorluklarla başa çıkmaya çalışırken, birçok ciddi sorunla karşı karşıya kalmış durumdalar. Uzun süre çadırlarda yaşamak zorunda kalan bu çocuklar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük sıkıntılar yaşamaktadırlar.
Barınma Sorunları: Çadırlarda yaşamaya zorlanan Abdal çocuklar, yeterli barınma koşullarından mahrum kalmışlardır. Çadır yaşamı, çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmakta; ailelerin sosyal ve ekonomik durumu nedeniyle hijyen koşulları da göz ardı edilmektedir. Bu durum, çocukların sağlık sorunları yaşamasına ve yaşam kalitelerinin düşmesine yol açmaktadır.
Beslenme Sorunları: Yeterli beslenememe durumu, Kırkhan'daki Abdal çocukların karşılaştığı diğer önemli bir sorundur. Ailelerin gelir kaynaklarının azalması ve geçim sıkıntısı, çocukların yeterli ve dengeli beslenmesini engellemektedir. Sağlıklı beslenmenin olmaması, çocukların fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkilemekte ve bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına neden olmaktadır.
Psikolojik Sorunlar: Uzun süre çadırda yaşamak, çocukların psikolojik durumunu da derinden etkilemektedir. Travma sonrası stres bozukluğu, kaygı ve depresyon gibi psikolojik sorunlar, Abdal çocuklar arasında yaygın hale gelmiştir. Bu sorunlar, eğitim sürecine de yansımakta; çocuklar okula gitmekte isteksizlik göstermekte ve derslerden kopmaktadır. Çocukların yaşadığı bu psikolojik baskı, sosyal hayatlarını da olumsuz yönde etkileyerek, kaygı düzeylerini artırmaktadır.
Eğitimden Kopuş: Eğitim hakkına erişim konusunda ciddi engellerle karşılaşan Abdal çocuklar, bu zorlu koşullardan dolayı okula gitme isteğini kaybetmişlerdir. Eğitimdeki bu kopuş, çocukların gelecekteki gelişimlerini de olumsuz etkilemektedir. Eğitim sisteminin yetersizliği, çocukların akademik başarısızlıkla birlikte sosyal becerilerinin de gelişmemesine yol açmaktadır.
Kırkhan'daki Abdal çocukların yaşadığı bu zorluklar, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olarak ele alınmalıdır. Devlet ve sivil toplum kuruluşları, bu çocukların ihtiyaçlarına yönelik acil çözümler üreterek, onların yaşam standartlarını iyileştirmeli ve eğitim süreçlerine yeniden dahil olmalarını sağlamalıdır. Çocukların sağlıklı bir gelecek için uygun yaşam koşullarına ve eğitim imkanlarına erişimlerinin sağlanması, toplumsal dayanışmanın bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.
- Roman çocukların öne çıkan sorunlarının neler olduğuna dair aktarımları:
Deprem, Roman çocukların yaşamında ciddi bir kırılma noktası oldu ve onların eğitim, psikolojik durumları ile sosyal hayatları üzerinde derin izler bıraktı. Deprem öncesinde, Roman çocuklar eğitime katılma konusunda istekliydiler; ancak bu istek, yaşanan travmalar sonucunda azaldı. Artık okula gitme isteği neredeyse yok denecek kadar azalmış durumda.
Ailelerin ekonomik zorlukları, çocukların eğitimine katılımını doğrudan etkiledi. Geçim sıkıntısı çeken aileler, çocuklarını çalışmaya zorlamakta ve bu durum, erken evlilik, madde bağımlılığı gibi sosyal sorunların artmasına yol açmaktadır. Çocuklar, ev içindeki sorumlulukları nedeniyle eğitimlerini sürdürmekte zorlanıyorlar.
Ayrıca, kamu kurumlarının bu çocuklara yönelik herhangi bir destek sağlamaması, durumu daha da zorlaştırıyor. Deprem öncesinde bile yeterli hizmetler yoktu; şimdi ise durum daha kritik hale geldi. Eğitim, sağlık ve psikolojik destek gibi temel ihtiyaçların karşılanması için sosyal hizmetlerin artırılması elzemdir. Aksi takdirde, bu çocukların geleceği belirsizliğe sürüklenecek ve toplumda derin bir ayrımcılığa maruz kalmaya devam edeceklerdir.
- Roman ailerin öne çıkan ihtiyaçlarına dair aktarımları:
Ailelerin düzenli gelir kaynakları olmaması, çocukların geleceğini güvence altına alma konusunda ciddi zorluklar yaratmaktadır. Büyük birikimleri olmayan aileler, ekonomik sıkıntılar nedeniyle çocuklarının eğitimine yeterince yatırım yapamamaktadır.
Deprem sonrası hurdacılık gibi geçim kaynaklarının yasaklanması, ailelerin gelir elde etme imkânlarını daha da kısıtladı. Hurdacılığın yasaklanması ve makineleşmenin artması, bu alanda çalışan ailelerin ekonomik olarak zor duruma düşmesine neden oldu. Ayrıca, deprem sonrası yaşanan darp gibi olaylar, insanların hurdadan gelir elde etme şansını iyice azalttı.
Deprem sonrası süreçte ailelerin çocuklarının eğitimine erişim konusundaki rolleri ise gözle görülür bir şekilde azalmıştır. Ailelerin, çocuklarını okula gönderme isteği büyük ölçüde azalmış; bu durum, eğitim süreçlerini olumsuz etkilemiştir. Daha önce yaşanan pandemi süreci, çocukları zaten okuldan uzaklaştırmıştı. Üstüne bir de deprem gelince, ailelerin çocuklarını okutma isteği neredeyse tamamen ortadan kalktı.
Çocukların, 3-4. sınıfa gelmelerine rağmen okuma yazma bilmemesi, bu durumu daha da kritik hale getiriyor. Aileler, ek destek sağlayamadıkları için eğitim süreçlerine ilgisiz kalmakta ve bu durum çocukların eğitimine olumsuz yansımaktadır. Bu noktada, çocukların ek destek alabileceği kurumlara ihtiyaç duyulmaktadır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanmadığı sürece, bu çocukların geleceği karanlık kalacaktır.
- Romanların ve özellikle Roman çocukların ayrımcılık deneyimine dair aktarımları:
Çocuklar, kimliklerini gizleme zorunluluğu ile karşı karşıya kalıyorlar. Bu durum, toplumsal ayrımcılığın arttığını göstermektedir. Ayrımcılık, özellikle Roman ve Dom çocuklarının eğitim süreçlerinde kendini gösteriyor; bu çocuklar, toplumda dışlanma korkusu nedeniyle kimliklerini açıklamaktan çekiniyorlar. Okul ortamında ya da sosyal hayatta, "farklı" oldukları için maruz kaldıkları ayrımcı tutumlar, onların özgüvenlerini zedeleyip, sosyal ilişkilerini olumsuz etkiliyor.
Bu ayrımcılık yaklaşımı, ailelerin çocuklarını okula göndermekte isteksiz olmasına ve dolayısıyla eğitim haklarının kısıtlanmasına yol açıyor. Eğitime erişimdeki bu engeller, çocukların kimliklerini ifade etmelerini ve kendi topluluklarına olan aidiyet duygularını zayıflatıyor. Okulda yaşanan dışlanma, çocukların eğitimdeki başarılarını düşürerek gelecekteki yaşamlarını da olumsuz etkiliyor.
Bu noktada, ayrımcılıkla mücadele mekanizmalarının etkin bir şekilde hayata geçirilmesi büyük bir önem taşıyor. Eğitim sisteminde, çocukların kimliklerini özgürce ifade edebilecekleri ve ayrımcılığa maruz kalmayacakları bir ortam sağlanması gerekiyor. Ayrıca, toplumda farkındalık artırıcı eğitimler ve sosyal projelerle, bu çocuklara yönelik ayrımcı tutumların ortadan kaldırılması için çalışmalar yapılmalıdır.
Kapsayıcı bir eğitim sistemi, tüm çocukların eşit fırsatlara sahip olmasını sağlarken, ayrımcılıkla mücadele eden mekanizmalar da toplumsal eşitliği teşvik edecek bir rol üstlenmelidir. Çocukların kimliklerini saklama zorunluluğunun sona ermesi, onların özgüvenini artıracak ve toplumsal hayata daha aktif bir şekilde katılmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle, her çocuğun kendi kimliğini gururla taşıyabilmesi için çalışmalara hız verilmeli ve etkili politikalar geliştirilmelidir.
- Çocuk işçiliğine dair aktarımları
Aileler, ekonomik zorluklar nedeniyle çocuklarını hurda ve tarım işçiliğine götürmek zorunda kalıyor. Depremin ardından bu durum daha da yaygınlaştı; ailelerin geçim kaynağı olarak gördükleri bu işler, çocukların eğitim hakkını ihlal ederken aynı zamanda çocuk işçiliği sorununu da derinleştiriyor.
Roman çocukları, ailelerinin maddi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla küçük yaşlardan itibaren bu tür işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Hurda toplayarak veya tarım alanında çalışarak, ailelerine katkıda bulunmaya çalışan çocuklar, eğitimlerine devam edemiyor ve sosyal hayattan izole bir yaşam sürmek durumunda kalıyorlar. Bu durum, sadece onların geleceği için değil, aynı zamanda ailelerinin de geçim standartları için büyük bir kayıp anlamına geliyor.
Çocuk işçiliği, özellikle deprem sonrası ailelerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle daha görünür hale geldi. Aileler, iş bulmanın zorlaştığı bu dönemde, çocuklarının çalışma gücünden yararlanmayı seçiyor. Ancak, bu durum çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz etkiliyor. Uzun saatler boyunca ağır işlerde çalışmak zorunda kalan çocuklar, hem beden sağlıkları hem de eğitim hakları açısından büyük kayıplar yaşıyor.
Bu koşullar, Roman çocukların gelecekteki yaşamlarını da tehdit ediyor. Eğitimden mahrum kalan çocuklar, toplumdan dışlanma ve ayrımcılığa uğrama riski taşıyor. Eğitim imkanlarından yoksun bırakılan bu çocuklar, potansiyellerini gerçekleştirme fırsatına sahip olamıyorlar. Bu nedenle, çocuk işçiliği sorununa yönelik acil önlemler alınması ve ailelerin ekonomik desteklenmesi büyük önem taşıyor.
Çocukların güvenli bir eğitim ortamında büyümeleri, toplumsal eşitlik ve adalet açısından kritik bir gerekliliktir. Hem eğitim sisteminin güçlendirilmesi hem de ailelerin geçim kaynaklarının artırılması, Roman çocukların gelecekleri için hayati önem taşıyan adımlardır.
- Kesişimsel kimliklere dair aktarımı
Roman çocuklarının eğitim hakkına erişiminde cinsiyet eşitsizliği, ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Özellikle kız çocukları, aile içinde “okuduktan sonra ne olacak?” düşüncesiyle eğitimden uzaklaştırılmakta, genellikle erken yaşta evlilikler ya da çocuk işçiliği gibi zorlayıcı durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Kız çocuklarının eğitime katılım oranı, erkek çocuklara kıyasla belirgin şekilde daha düşüktür.
Aileler, genellikle maddi kazanç sağlama amacıyla kız çocuklarını okuldan alarak iş gücü olarak kullanmaktadır. Bu durum, onların eğitim hayatlarının sona ermesine ve istismara açık hale gelmelerine neden olmaktadır. Örneğin, bazı aileler zenginlerin yanında yatılı olarak çalıştırdıkları kız çocuklarını, hem ailelerine maddi katkı sağlaması için hem de sosyal normlar gereği ev işlerinde kullanılmak üzere yönlendirmektedir. Böylece, bu kız çocukları eğitim fırsatlarını kaybederken, aynı zamanda istismar riskiyle de karşı karşıya kalmaktadır.
Çadır alanlarında yaşayan Roman kız çocukları, eğitim desteklerinden tamamen mahrum kalmışlardır. Deprem öncesinde bile kısıtlı eğitim imkanlarına sahip olan bu çocuklar, deprem sonrası yaşanan zorluklarla birlikte eğitim hakkını tamamen yitirmiştir. Çadır alanlarındaki yaşam koşulları, eğitim almak için gerekli olan güvenli ve uygun ortamı sağlamaktan uzaktır. Ayrıca, psikolojik ve fiziksel olarak da büyük zorluklar yaşayan bu çocuklar, sosyal ve ekonomik olarak daha da dezavantajlı bir duruma düşmektedirler.
Kız çocuklarının eğitim hakkına erişiminde karşılaşılan cinsiyet eşitsizliği sorunu, toplumsal normlardan kaynaklanmaktadır. Bu durum, sadece bireysel eğitim haklarını etkilemekle kalmayıp, aynı zamanda toplumun geleceğini de tehdit etmektedir. Eğitimde eşitlik sağlanmadığı takdirde, bu çocuklar hem kendi hayatlarını hem de toplumun geleceğini inşa etme fırsatından mahrum kalacaklardır. Bu nedenle, Roman kız çocuklarının eğitim haklarını güvence altına almak ve cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için acil çözümler geliştirilmesi gerekmektedir.
- Eğitim Sisteminin ve Kamu Politikalarını Roman Çocuklar Üzerindeki Etkisine dair aktarımları:
Devamsızlık konusunda tebligat gönderme uygulaması, etkili bir çözüm olarak görülmemektedir. Bu yaklaşım, yalnızca bir resmi işlem olarak kalmakta ve çocuğun eğitimdeki durumunu derinlemesine anlamaya yönelik bir takip sistemi sunmamaktadır. Özellikle Roman çocukları gibi dezavantajlı gruplar için, eğitim süreçlerini izleyebilecek ve destekleyebilecek bir sistemin olmaması, devamsızlık sorununu daha da derinleştiriyor.
Eğitim kurumları, devamsızlık yaşayan çocukların akıbetini takip edecek mekanizmalara sahip olmadıkları için, sorunları zamanında tespit edememekte ve gerekli önlemleri alamamaktadır. Bu durum, çocukların eğitimden kopmalarına ve gelecekte daha büyük zorluklarla karşılaşmalarına neden olmaktadır.
Ayrıca, çocukların okula düzenli olarak gitmemesi, aileleri üzerinde de olumsuz etkiler yaratmakta, ekonomik ve sosyal sorunların daha da derinleşmesine yol açmaktadır. Eğitim hakkına erişimdeki bu eksiklikler, çocukların potansiyellerini gerçekleştirmelerini engellemekte ve toplumsal eşitsizliklerin artmasına sebep olmaktadır.
Özellikle, Roman çocukları için bu durum daha kritik bir hal almakta; ailelerin çocuklarını okula göndermeleri teşvik edilmediği takdirde, eğitimden tamamen uzaklaşmaları kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle, devamsızlığı önlemek amacıyla sadece tebligat göndermek yerine, etkin bir takip ve destek sistemi oluşturulması gerekmektedir. Çocukların eğitim süreçleri ile ilgili düzenli izleme ve müdahale mekanizmaları geliştirilmediği sürece, devamsızlık sorununa köklü bir çözüm bulmak mümkün olmayacaktır.