Bilgi edinme başvurularına verilen cevaplara göre hiçbir ilde Roman nüfusa ilişkin özel bir çalışma yapılmamıştır. Kamu makamları kentsel düzlemde de depremin tüm yurttaşları eşitlediği, herkesin “demremzede” olduğu varsayımını üzerinden hareket etmiştir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na yapılan iki ayrı başvuruda ise aşağıdaki sorular sorulmuştur: Depremin yaşandığı illerde Roman gruplardan (Dom, Abdal, Rom) kaç kişi yaşamaktadır? (Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan veya geçici koruma statüsünde olanlar) Deprem felaketinin Roman grupları nasıl etkilediğinin tespitine, sağlanan insan yardımlara ve desteklere erişimde yaşanan sorunların tespitine dönük bir çalışma söz konusu mudur? Deprem sürecinde Romanlar gruplara yönelik artan nefret söyleminin ve ayrımcılığın engellenmesine dönük bir çalışma ve araştırma var mıdır? Deprem sonrası süreçte Roman grupların yaşandığı sorunların çözümüne dönük Roman sivil toplum örgütleri herhangi bir iş birliği yapılmıştır? Bakanlık bu başvuruların birini İzmir Valiliği’ne yönlendirmiş, diğerini yanıtlamamıştır. Türkiye’de devletin olağanüstü durumlara ilişkin yaklaşımı dezavantajlı grupları gözetmeyen “genel” politikalar üretmekle sınırlıdır. Bu nedenle deprem sonrası geliştirilen önlemlerin tümü toplumun farklı bileşenlerini, onların koşullarını görmezden gelerek belirlenmiş önlemlerdir. Örneğin depremzedelere yönelik maddi destekler hane nüfusu ya da hane içindeki bebek, yaşlı, engelli vb. gözetilmeden belirlenmiştir. Oysa “genel” önlemler hemen her durumda dezavantajlı gruplar için dolaylı ayrımcılığın kaynağıdır. Herkesi “depremzede” olarak eşitleme yaklaşımı dayanmakta ve depremin büyüttüğü eşitsizliği yok saymaktır. 28

Hedef paragraf seç3